12 Mart 2011 Cumartesi

Erdem Özsaycan 12.06.1985 - 10.03.2011

Yaşamanın bir mucize olduğunu söylerler hep. Bence ölüm de bir mucize. Korkunç bir mucize. Ortada hiçbirşey yokken, hiçbir işaret vermeden ansızın gelebiliyor ölüm. Aklınızın ucundan bile geçmezken bütün karanlığıyla hayatınızın orta yerine oturuyor ve sizi ele geçiriyor. Tanıdığınız, bildiğiniz, alıştığınız herşey tepetaklak oluyor, her gün yüzünü gördüğünüz kişi dünyadan bir anlık bir zaman diliminde siliniyor. Beraberinde birçok şeyi götürerek... Gerçeklikten uzak bir diyarda yapılan kötü bir şaka gibi geliyor ölüm. Düşünerek oturmuyor bildiğiniz dünyaya. Ölüm, anlaşılmamaya ve kabullenilmemeye mahkum, sadece zamanla alışılan bir varlık olarak hayatınızda yerini alıyor. Nitekim, zamanla alıştığınız ölüm değil, sevdiğiniz kişinin yokluğu oluyor.

Umarım mutlusundur olduğun yerde. Sen gitmeden sesini duyabildiğim, sana sarılabildiğim, gülen gözlerini görebildiğim için şanslıyım. Binlerce anımızı bıraktın geride, hiçbir zaman unutulmayacak hep sevgiyle anılacak onlar. Kalsaydın çok şeyler değiştirecektin, çok şeyler değiştirecektik birlikte... Şimdi biz sensiz, dağılan parçalarımızı toplamaya çalışıyoruz. Senin yokluğunda yaşamayı öğreneceğiz yavaş yavaş. İyiler bu dünyada fazla kalmaz derler ya, doğruymuş evet.

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Hasköy de oturuyorum, markete giderken merhumun mezar taşı gözüme çarptı,merak ettim genç yaşta rabbine yürüyen bu arkadaşi. Araştırdım avukatmis, sonra bu yazınızı okudum. Etkilendim, mekanı cennet olsun,her geçişimde bir Fatiha okuyorum