21 Kasım 2011 Pazartesi

son kez?

Bugun ruh halimin fiziksel durumumla baglantili olarak en iyi oldugu gundeyim. Anlayan anladi, anlamayan irdelemesin. Dolayisiyla gunun 3. postunu giriyorum; hani surekli yazasim, paylasasim var.
Umuyorum ki son kez olmak uzere ales calisiyorum su siralar. Pazar gunu sinav var; bu sefer ea puani icin yirtinicam. Bir hukukcu olarak agirligi matematige verdim tabi. Uslu sayilar, kombinasyonlar, problemler derken sasirtici bir sekilde keyifle cozdugumu farkettim. Kimseye soylemeyin ama ales matematigi hakikaten keyifli. Tabi sinav sirasinda zamanla yarisirken kesin kendime kufredicem ama simdi bulmaca gibi geliyor. Ote yandan bilmedigim sorulari kardesime sormak da isin diger keyifli yani; adam muhendislik okudugu icin o kadar hakim ki olaya, zirt diye cozuyor benim ter doktugum sorulari ustune bir de bana kolay algilamam icin nasil yaklasmam gerektigini anlatiyor tane tane.

Demem o ki harikulade bir kardese sahibim. :)

Kontrabas


Gectigimiz cumartesi Istanbul Devlet Tiyatrosunun cevirip sahneledigi Kontrabas'i izlemeye gittim. Acik ara bu sezon gordugum oyunlar arasinda en etkileyici olaniydi. Koku (Perfume) romaninin yazari Patrick Suskind'in bir oyun olarak kaleme aldigi kitabindan cevirilen Kontrabas, Metin Belgin'in oyunculuguyla gercekten cok keyifli bir saat gecirmemizi sagladi. Oyun, butun hasmetine ragmen cogu zaman unutulan ya da farkedilmeyen, arka planda kalan bir enstruman olan Kontrabas ve ona hayat veren Kontrabasci uzerinden hayati, toplumu ve uzerimizdeki gorunmez baskisini, sanati, adaleti, cinselligi ve daha bircok konuyu sorguluyor. Kendim de dahil etrafimdaki cok kisinin muzdarip oldugu, 'yapmak istedigim sey' ve 'yaptigim sey' catismasindan tutun da belki sans eseri belki de yanlis yetistirilme kurbani olarak sectigimiz meslegimizin kisiligimiz ve dolayisiyla hayatimiz uzerindeki sarsici etkisine kadar birden cok irili ufakli konunun tartismasini cok guzel bir sekilde yapiyor Kontrabas. Neredeyse her cumlenin alti cizilesi, oturup tekrar tekrar irdelenesi. Butun bu ciddi meselelerin arasina serpistirilen kucuk espriler de yine cok basarili bir oyunculuk sergilemis olan Metin Belgin'in canandirdigi karaktere daha yakin hissetmemizi, sempati duymamizi sagliyor. 
Henuz sezonun basindayiz, daha cok oyun gorme planlarim var ancak Kontrabas kesinlikle herkese gormesini tavsiye ettigim ve devlet tiyatrosunun one cikan oyunlarindan biri. Kisaca, tiyatro sevmeseniz bile hayatinizdan 1 saati bu oyunu gormeye ayirin, pisman olmazsiniz.

bugun

Sirta giren yelle beraber uyanmamla baslayip orta halli bir duygu-durum icerisinde ilerleyen bugun, avukatlik ruhsatimin baroya ulastigi haberini almamla ufak bir heyecan kipirtisi yaratarak, yine yeniden procrastination yaparak ve olmazsa olmaz "neden?" lerle ilerlerken...
Saat 6 olmus.
Remzi'ye ugramadan kizarmis hamsili aksam yemegini mideye, Dexter'in yeni bolumunu de bilgisayara indirmeli.
Yemek demisken, en sevdigim, sonunda kendi mabedini acti, artik oradan ses vericek bizlere: http://gastronomigunlugum.blogspot.com/ Takipte kalin derim.



19 Kasım 2011 Cumartesi

dreams

Once balerin olacaktim.
Sonra piyanist.
Bir zaman geldi, oyuncu olmak icin yola koyuldum. Yolu yarida kestim, ogrencilige devam ettim.
Hicbiri olmazsa ucarim dedim. Evet buldum sonunda, pilot olmali, gokleri bir de ben fethetmeliydim.

Sonunda ne mi oldum?
Avukat.

Peki benim hayallerim nereye gitti? Hayallerim neden bu kadar 'Hayal'di?

oldugun gibi gel

mevlana demis; ya oldugun gibi gorun ya da gorundugun gibi ol. Aslinda ne kadar zor bir is oldugun gibi gorunebilmek. Karsilastirma yapabilecek kadar kultur tanimiyorum ancak Turk insaninin oldugu gibi gorunmemekte takdire sahan bir basarisi oldugunu soyleyebiliriz. Hicbirimiz hayatimizin her aninda yuzde yuz kendimiz gibi olamayiz. Olmamaliyiz da. Bir is gorusmesinde davrandigimiz sekilde bir romantik aksam yemeginde davranirsak ancak karsimizdaki insani kacirtir yalniz kalmaya mahkum birine donusuruz. Velhasil nerede nasil davranacagini bilmekle icten olabilmek arasindaki farki yakalamak da bir sosyal beceridir. Ozellikle benim gibi cenesi dusuk kisilerde ictenligi ayirt etmek ne kadar da zordur. Cogu zaman hissettigimiz gibi davranmaktansa hazirda tuttugumuz, o yasa kadar deneyimledigimiz sosyal iliskilerimizden ozenle cikartip yarattigimiz maskelerimizi takmak daha kolay gelir. Ne kadar cok sebep var maske(leri)mizi takmak icin degil mi. Kirilmaktan, incinmekten korkmakla baslayip zayif taraflarimi kimse bilmesin korkusuna kadar uzanan genis bir yelpaze gibi bahanelerimiz. Tabi ki bu bahanelerimizde tek suclu biz degiliz, toplumun onyargilari ve insanlarin kalipci bakis acilari da etken lakin her zaman soyledigim gibi, eger yanlis giden birseyler oldugunun farkindaysan duzeltmek de senin sorumlulugunda. Dolayisiyla  'kurban' i oynamayi birakip kendi farkindaligimiza odaklanmak sart.

Onyargi demisken, yeni biriyle tanistiginizda ilk izlenimleriniz ve sagduyunuz genelde o insanla ilgili bir karar vermenizi saglar. Ancak basta olusan yarginizin ne kadari onyargi ne kadari objektif degerlendirme sonucu olusan gozlemlerdir? Onyargilari olusturan kaliplarin da ne kadari kendi dusuncelerinizden cikan genellemeler ne kadari toplumun olusturmus oldugu ve farkinda bile olmadan bireye empoze edilen fikirler? Bu sorularin cevabini filozoflara birakirken yine kendi gibi olabilmenin onemine baglamak istiyorum konuyu. Yeni tanistiginiz biriyle ilgili hissiyatiniz ve devaminda olusan dusunceleriniz ilk gundekiyle celisiyorsa buyuk olasilik kendi gibi olmayi becerememis bir birey var karsinizda. Ya kendiyle barisamamistir henuz ya da maskelerle, kaliplarla yasamak daha kolay geliyordur. Nedeni her ne olursa olsun karsinizda -belki de farkinda bile olmadan- kendisi gibi olamamis bir birey vardir ve duygu/dusuncelerinizin birkac gunde yuz seksen derece degismis olmasi sizin 'ariza' oldugunuzu gostermez.