Yetiskin olmanin cok sikici oldugunu kimler savunuyor? KESINLIKLE cok sikici; sakin ve ciddi olmak zorundasiniz, sesinizi yukseltmeden konusmali ve sokakta ani hareketlerden kacinmalisiniz. Her zaman. Yoksa toplum sizi tuhaf hissettirmek icin elinden geleni yapar. En kotusu ne biliyor musunuz, spontan(e) olamamak. Gelisiguzel davranamadiginiz, anlik kararlara yasaminizda yer vermediginiz surece hayattan keyif alma yuzdeniz baya azaliyor. Malesef artik parktaki salincaklara, kaydiraklara sigabilme sansiniz yok, hos sigsaniz bile kimse kendisini biblo dukkanindaki fil gibi hissetmek istemez-tabi birilerini tavlamak icin sacmalamiyorsaniz. Hoslanmadiginiz bir durumdan aglayarak da kacamazsiniz.
Ergenlikten ciktiginiz icin radikal bir sac kesimi ya da dovmenin cevrenizdekilerde yarattigi tepki: "ay noldu nereden esti?" Kafalarda soru isaretleri, sanki illa hayatimda bir travma yasamak zorundayim sacimi degistirmek icin. Ortaliklarda sakin ve tutarli gezinmek zorundasinizdir yetiskinseniz. Anahtar kelime: Tutarli. Satir arasi: Sikici, tekduze, cercevenin disina tasmadan yani cikintilik yapmadan. Bu yuzden zaman biz yetiskinlerde cok hizli akiyor. Hayata dair heyecan verici herseyi yontmak zorundaymisiz gibi yasiyoruz.
Istedigimden cok daha erken buyudum diyenler el kaldirsin !
4 Aralık 2011 Pazar
2 Aralık 2011 Cuma
esyanin tabiati
Turkce nasil anlatilir bilmiyorum o yuzden cok hoslanmasam da kullanmak zorundayim; "not alone but lonely" sularinda gidiyorum son gunlerde.
Turkcell reklamina hala gicigim ve hala gereginden cok konusuyorum.
En huzurlu oldugum anlar kitap okudugum ya da dise dokunur bir film izledigim zamanlar.
Karbonhidrati azaltip daha cok meyve-sebze yeme hayalleri kuruyorum.
Hazirlanmasi gereken projelere, okunmasi gereken makalelere baslamamak icin aynen su anda yaptigim gibi procrastination illetinin dibine vuruyorum.
Supermarkette kararsizliktan olmasi gerekenin iki kati zaman harciyorum.
Hayallerim hala beynimi gerceklerden daha cok mesgul ediyor.
Turkcell reklamina hala gicigim ve hala gereginden cok konusuyorum.
En huzurlu oldugum anlar kitap okudugum ya da dise dokunur bir film izledigim zamanlar.
Karbonhidrati azaltip daha cok meyve-sebze yeme hayalleri kuruyorum.
Hazirlanmasi gereken projelere, okunmasi gereken makalelere baslamamak icin aynen su anda yaptigim gibi procrastination illetinin dibine vuruyorum.
Supermarkette kararsizliktan olmasi gerekenin iki kati zaman harciyorum.
Hayallerim hala beynimi gerceklerden daha cok mesgul ediyor.
21 Kasım 2011 Pazartesi
son kez?
Bugun ruh halimin fiziksel durumumla baglantili olarak en iyi oldugu gundeyim. Anlayan anladi, anlamayan irdelemesin. Dolayisiyla gunun 3. postunu giriyorum; hani surekli yazasim, paylasasim var.
Umuyorum ki son kez olmak uzere ales calisiyorum su siralar. Pazar gunu sinav var; bu sefer ea puani icin yirtinicam. Bir hukukcu olarak agirligi matematige verdim tabi. Uslu sayilar, kombinasyonlar, problemler derken sasirtici bir sekilde keyifle cozdugumu farkettim. Kimseye soylemeyin ama ales matematigi hakikaten keyifli. Tabi sinav sirasinda zamanla yarisirken kesin kendime kufredicem ama simdi bulmaca gibi geliyor. Ote yandan bilmedigim sorulari kardesime sormak da isin diger keyifli yani; adam muhendislik okudugu icin o kadar hakim ki olaya, zirt diye cozuyor benim ter doktugum sorulari ustune bir de bana kolay algilamam icin nasil yaklasmam gerektigini anlatiyor tane tane.
Demem o ki harikulade bir kardese sahibim. :)
Umuyorum ki son kez olmak uzere ales calisiyorum su siralar. Pazar gunu sinav var; bu sefer ea puani icin yirtinicam. Bir hukukcu olarak agirligi matematige verdim tabi. Uslu sayilar, kombinasyonlar, problemler derken sasirtici bir sekilde keyifle cozdugumu farkettim. Kimseye soylemeyin ama ales matematigi hakikaten keyifli. Tabi sinav sirasinda zamanla yarisirken kesin kendime kufredicem ama simdi bulmaca gibi geliyor. Ote yandan bilmedigim sorulari kardesime sormak da isin diger keyifli yani; adam muhendislik okudugu icin o kadar hakim ki olaya, zirt diye cozuyor benim ter doktugum sorulari ustune bir de bana kolay algilamam icin nasil yaklasmam gerektigini anlatiyor tane tane.
Demem o ki harikulade bir kardese sahibim. :)
Kontrabas
Gectigimiz cumartesi Istanbul Devlet Tiyatrosunun cevirip sahneledigi Kontrabas'i izlemeye gittim. Acik ara bu sezon gordugum oyunlar arasinda en etkileyici olaniydi. Koku (Perfume) romaninin yazari Patrick Suskind'in bir oyun olarak kaleme aldigi kitabindan cevirilen Kontrabas, Metin Belgin'in oyunculuguyla gercekten cok keyifli bir saat gecirmemizi sagladi. Oyun, butun hasmetine ragmen cogu zaman unutulan ya da farkedilmeyen, arka planda kalan bir enstruman olan Kontrabas ve ona hayat veren Kontrabasci uzerinden hayati, toplumu ve uzerimizdeki gorunmez baskisini, sanati, adaleti, cinselligi ve daha bircok konuyu sorguluyor. Kendim de dahil etrafimdaki cok kisinin muzdarip oldugu, 'yapmak istedigim sey' ve 'yaptigim sey' catismasindan tutun da belki sans eseri belki de yanlis yetistirilme kurbani olarak sectigimiz meslegimizin kisiligimiz ve dolayisiyla hayatimiz uzerindeki sarsici etkisine kadar birden cok irili ufakli konunun tartismasini cok guzel bir sekilde yapiyor Kontrabas. Neredeyse her cumlenin alti cizilesi, oturup tekrar tekrar irdelenesi. Butun bu ciddi meselelerin arasina serpistirilen kucuk espriler de yine cok basarili bir oyunculuk sergilemis olan Metin Belgin'in canandirdigi karaktere daha yakin hissetmemizi, sempati duymamizi sagliyor.
Henuz sezonun basindayiz, daha cok oyun gorme planlarim var ancak Kontrabas kesinlikle herkese gormesini tavsiye ettigim ve devlet tiyatrosunun one cikan oyunlarindan biri. Kisaca, tiyatro sevmeseniz bile hayatinizdan 1 saati bu oyunu gormeye ayirin, pisman olmazsiniz.
bugun
Sirta giren yelle beraber uyanmamla baslayip orta halli bir duygu-durum icerisinde ilerleyen bugun, avukatlik ruhsatimin baroya ulastigi haberini almamla ufak bir heyecan kipirtisi yaratarak, yine yeniden procrastination yaparak ve olmazsa olmaz "neden?" lerle ilerlerken...
Saat 6 olmus.
Remzi'ye ugramadan kizarmis hamsili aksam yemegini mideye, Dexter'in yeni bolumunu de bilgisayara indirmeli.
Yemek demisken, en sevdigim, sonunda kendi mabedini acti, artik oradan ses vericek bizlere: http://gastronomigunlugum.blogspot.com/ Takipte kalin derim.
Saat 6 olmus.
Remzi'ye ugramadan kizarmis hamsili aksam yemegini mideye, Dexter'in yeni bolumunu de bilgisayara indirmeli.
Yemek demisken, en sevdigim, sonunda kendi mabedini acti, artik oradan ses vericek bizlere: http://gastronomigunlugum.blogspot.com/ Takipte kalin derim.
19 Kasım 2011 Cumartesi
dreams
Once balerin olacaktim.
Sonra piyanist.
Bir zaman geldi, oyuncu olmak icin yola koyuldum. Yolu yarida kestim, ogrencilige devam ettim.
Hicbiri olmazsa ucarim dedim. Evet buldum sonunda, pilot olmali, gokleri bir de ben fethetmeliydim.
Sonunda ne mi oldum?
Avukat.
Peki benim hayallerim nereye gitti? Hayallerim neden bu kadar 'Hayal'di?
Sonra piyanist.
Bir zaman geldi, oyuncu olmak icin yola koyuldum. Yolu yarida kestim, ogrencilige devam ettim.
Hicbiri olmazsa ucarim dedim. Evet buldum sonunda, pilot olmali, gokleri bir de ben fethetmeliydim.
Sonunda ne mi oldum?
Avukat.
Peki benim hayallerim nereye gitti? Hayallerim neden bu kadar 'Hayal'di?
oldugun gibi gel
mevlana demis; ya oldugun gibi gorun ya da gorundugun gibi ol. Aslinda ne kadar zor bir is oldugun gibi gorunebilmek. Karsilastirma yapabilecek kadar kultur tanimiyorum ancak Turk insaninin oldugu gibi gorunmemekte takdire sahan bir basarisi oldugunu soyleyebiliriz. Hicbirimiz hayatimizin her aninda yuzde yuz kendimiz gibi olamayiz. Olmamaliyiz da. Bir is gorusmesinde davrandigimiz sekilde bir romantik aksam yemeginde davranirsak ancak karsimizdaki insani kacirtir yalniz kalmaya mahkum birine donusuruz. Velhasil nerede nasil davranacagini bilmekle icten olabilmek arasindaki farki yakalamak da bir sosyal beceridir. Ozellikle benim gibi cenesi dusuk kisilerde ictenligi ayirt etmek ne kadar da zordur. Cogu zaman hissettigimiz gibi davranmaktansa hazirda tuttugumuz, o yasa kadar deneyimledigimiz sosyal iliskilerimizden ozenle cikartip yarattigimiz maskelerimizi takmak daha kolay gelir. Ne kadar cok sebep var maske(leri)mizi takmak icin degil mi. Kirilmaktan, incinmekten korkmakla baslayip zayif taraflarimi kimse bilmesin korkusuna kadar uzanan genis bir yelpaze gibi bahanelerimiz. Tabi ki bu bahanelerimizde tek suclu biz degiliz, toplumun onyargilari ve insanlarin kalipci bakis acilari da etken lakin her zaman soyledigim gibi, eger yanlis giden birseyler oldugunun farkindaysan duzeltmek de senin sorumlulugunda. Dolayisiyla 'kurban' i oynamayi birakip kendi farkindaligimiza odaklanmak sart.
Onyargi demisken, yeni biriyle tanistiginizda ilk izlenimleriniz ve sagduyunuz genelde o insanla ilgili bir karar vermenizi saglar. Ancak basta olusan yarginizin ne kadari onyargi ne kadari objektif degerlendirme sonucu olusan gozlemlerdir? Onyargilari olusturan kaliplarin da ne kadari kendi dusuncelerinizden cikan genellemeler ne kadari toplumun olusturmus oldugu ve farkinda bile olmadan bireye empoze edilen fikirler? Bu sorularin cevabini filozoflara birakirken yine kendi gibi olabilmenin onemine baglamak istiyorum konuyu. Yeni tanistiginiz biriyle ilgili hissiyatiniz ve devaminda olusan dusunceleriniz ilk gundekiyle celisiyorsa buyuk olasilik kendi gibi olmayi becerememis bir birey var karsinizda. Ya kendiyle barisamamistir henuz ya da maskelerle, kaliplarla yasamak daha kolay geliyordur. Nedeni her ne olursa olsun karsinizda -belki de farkinda bile olmadan- kendisi gibi olamamis bir birey vardir ve duygu/dusuncelerinizin birkac gunde yuz seksen derece degismis olmasi sizin 'ariza' oldugunuzu gostermez.
Onyargi demisken, yeni biriyle tanistiginizda ilk izlenimleriniz ve sagduyunuz genelde o insanla ilgili bir karar vermenizi saglar. Ancak basta olusan yarginizin ne kadari onyargi ne kadari objektif degerlendirme sonucu olusan gozlemlerdir? Onyargilari olusturan kaliplarin da ne kadari kendi dusuncelerinizden cikan genellemeler ne kadari toplumun olusturmus oldugu ve farkinda bile olmadan bireye empoze edilen fikirler? Bu sorularin cevabini filozoflara birakirken yine kendi gibi olabilmenin onemine baglamak istiyorum konuyu. Yeni tanistiginiz biriyle ilgili hissiyatiniz ve devaminda olusan dusunceleriniz ilk gundekiyle celisiyorsa buyuk olasilik kendi gibi olmayi becerememis bir birey var karsinizda. Ya kendiyle barisamamistir henuz ya da maskelerle, kaliplarla yasamak daha kolay geliyordur. Nedeni her ne olursa olsun karsinizda -belki de farkinda bile olmadan- kendisi gibi olamamis bir birey vardir ve duygu/dusuncelerinizin birkac gunde yuz seksen derece degismis olmasi sizin 'ariza' oldugunuzu gostermez.
27 Eylül 2011 Salı
30 Temmuz 2011 Cumartesi
eclipse
Hayata pamuk ipliğiyle bağlıymışcasına dışardan bakıyormuş gibi hissetmenin ne demek olduğunu bilir misiniz?
24 Temmuz 2011 Pazar
76E
uzun zaman olmus seninle seyahat etmeyeli sevgili bahcesehir otobusu. en bastan uyarayim, su anda otobusteyim ve yanima kitap almayi unutmusum, ipodu da unutmusum yapcak bisi olmadigi icin blog yaziyorum velhasil sacmaliycam. evet epey olmus otobuse binmeyeli ve pek tabiki izdirap acisindan ilerleme kaydedilmis. istikrar suruyor. su anda esenlerdeyiz ve su anda otobuste olmamin tek olumlu bakilabilecek tarafi trafik olmamasi. yanlis anlamayin toplu tasimaya karsi bi insan degilim, bilakis keske daha cok kisi otobus vs.kullansa.. ama madalyonun diger yuzu de var istanbulda yasayan herkesin asina oldugu uzere. ozellikle bahcesehirliler beni cok iyi anlicaktir bu mevzuda. dolayisiyla her ne kadar cebimi gocertse de duldulumle yakin iliskiler icerisindeyiz ozellikle son birkac senedir.. sacmalamadan bitirebilecegim yaziyi heralde :) pazar gunu yollarda ne isim olduguna gelince, mentha'da tufan demir bi de birisi daha var. ona gidiyorumm umarim keyifli gecer. ciao.
22 Temmuz 2011 Cuma
kavunlu karpuz
hayır çok sosyal bir insan değilim aslında ama çalışan insanlar sorum size; iş hayatıyla birlikte sosyal hayatınızı ve sorumluluklarınızı ve dinlenmeyi - bütün bunları nasıl birarada yürütebiliyorsunuz? hadi yürüttünüz, nasıl strese girmeden yaşayabiliyorsunuz? olmuyor zaten diyorsanız da allahaşkına nasıl YAŞANIR Kİ BÖYLE??
evet, cuma bugün ve ben yorgunum. dopdolu bir haftasonu da beni bekler. dolu ama en azından keyifli olacağı kesin bir haftasonu :) pazar günü mentha'ya illaki ama illaki gitmek istiyorum. özel ders var. saç, baş, manikür vs. artı bilgi'de tez için kullanacağım araştırmaları unuttum büyük bir kerizlik örneği olarak. sırf onları almak için 40 km yol git-gel yapıcam. geri kalan vakitte de işte keyif yapıcam. çok güzel keyif yaparım ben bu arada, doğuştan yetenekliymişim bu konuda annem öyle diyor. herşey bi kenara, şu bilişim hukuku mevzusu beni hayalkırıklığına uğratmadan yolunda gitse ne güzel olur... *fingers crossed*
dün biraz alışveriş yaptım. çok bişi kalmamış ama çıkacaklara twist, roman ve accessorize' a bakmalarını öneririm. geri kalanlar tırt. zara filan direk döküntü kalmış indirimler sonrası...
suits izlicem. görüşürüz.
http://soundcloud.com/dzrt/ferdi-ozbegen-kopruden-gecti
evet, cuma bugün ve ben yorgunum. dopdolu bir haftasonu da beni bekler. dolu ama en azından keyifli olacağı kesin bir haftasonu :) pazar günü mentha'ya illaki ama illaki gitmek istiyorum. özel ders var. saç, baş, manikür vs. artı bilgi'de tez için kullanacağım araştırmaları unuttum büyük bir kerizlik örneği olarak. sırf onları almak için 40 km yol git-gel yapıcam. geri kalan vakitte de işte keyif yapıcam. çok güzel keyif yaparım ben bu arada, doğuştan yetenekliymişim bu konuda annem öyle diyor. herşey bi kenara, şu bilişim hukuku mevzusu beni hayalkırıklığına uğratmadan yolunda gitse ne güzel olur... *fingers crossed*
dün biraz alışveriş yaptım. çok bişi kalmamış ama çıkacaklara twist, roman ve accessorize' a bakmalarını öneririm. geri kalanlar tırt. zara filan direk döküntü kalmış indirimler sonrası...
suits izlicem. görüşürüz.
http://soundcloud.com/dzrt/ferdi-ozbegen-kopruden-gecti
16 Temmuz 2011 Cumartesi
summer nights boogie tights
Her insan gibi benim de takıntılarım var. Örneğin tırnak etlerimi yiyorum, her 5 dakikada bir cep telefonuma bakıyorum, parmaklarımı kıtırdatıyorum, saçımla oynuyorum.. en sıkıntılı takıntım da ruj ya da parlatıcı sürmeden kesinlikle insan içine çıkmıyorum. nedense dudaklarımın çıplak olması kendimi bakımsız hissetmeme yol açıyor, yüzümde full makyaj olsun ama ruj ve türevi olmasın huzursuz oluyorum.
öy neyse, çok uykum var saat sabahın 3 ü o yüzden kısaca bugun bilgi üniversitesi bilişim ve teknoloji hukuku y. lisans programına resmi olarak başvurduğumu paylaşıp kaçıcam. mülakat 10 eylülde. suits izlemek istiyorum ama gözlerim kapanıyor. dayanamıcam galiba, iyi geceler.
öy neyse, çok uykum var saat sabahın 3 ü o yüzden kısaca bugun bilgi üniversitesi bilişim ve teknoloji hukuku y. lisans programına resmi olarak başvurduğumu paylaşıp kaçıcam. mülakat 10 eylülde. suits izlemek istiyorum ama gözlerim kapanıyor. dayanamıcam galiba, iyi geceler.
14 Temmuz 2011 Perşembe
army of me
işteyim. acayip keyifli bir işim var demek isterdim ama o zaman herhalde blog yazıyor olmazdım. neyse işte aman keyifli şeylerden bahsetmek için açtım burayı. uyumak istiyorum. ve aşık olmak istiyorum. ve yaz tatilini hakkıyla yayılarak geçirmek istiyorum. ve fotograf cekmek istiyorum. ve alışveriş yapmak istiyorum. ve sanırım artık ben jack of all trades master of none olmak istemiyorum.
Yaz mevsimin umutlu havası eşliğinde insanlar gezip tozup, izin bekliyip tatil planı yapıyorlar ama bu sene -bilmiyorum kışın yaşananların bunda etkisi var mı - ben büyük çaplı bir plan yapmadım. E tabi geziceğim kadar gezdim de zaten...
eveeet ilk haftamda izin istedim. kurumsal hayat beni inanılmaz tekdüze yapıyor ya; onu bırak yaratıcılığımın, yaşama zevkimin de içine ediyor. önümde koskocaa bir masa ve üzerinde hukuksal sıkıcılıklar.. fotoğraf çekmek ve yazı yazmak istiyorum ben hayatımın geri kalanında. bir de tabi hayal kurmak. kurduğum hayalleri yazıya dökmek. tiyatroya geri dönmek de istiyorum ama geçmiş ve artık çözümü olmayan pişmanlıkları ne yapıyoruz: düşünmüyoruz bile. önümüze bakıyoruz. hala cevap gelmedi yarınki izin konusunda. hadi bakalım.
akşam vakit kalırsa biraz yüzsem iyi olucak. elektriği alır.
Yaz mevsimin umutlu havası eşliğinde insanlar gezip tozup, izin bekliyip tatil planı yapıyorlar ama bu sene -bilmiyorum kışın yaşananların bunda etkisi var mı - ben büyük çaplı bir plan yapmadım. E tabi geziceğim kadar gezdim de zaten...
eveeet ilk haftamda izin istedim. kurumsal hayat beni inanılmaz tekdüze yapıyor ya; onu bırak yaratıcılığımın, yaşama zevkimin de içine ediyor. önümde koskocaa bir masa ve üzerinde hukuksal sıkıcılıklar.. fotoğraf çekmek ve yazı yazmak istiyorum ben hayatımın geri kalanında. bir de tabi hayal kurmak. kurduğum hayalleri yazıya dökmek. tiyatroya geri dönmek de istiyorum ama geçmiş ve artık çözümü olmayan pişmanlıkları ne yapıyoruz: düşünmüyoruz bile. önümüze bakıyoruz. hala cevap gelmedi yarınki izin konusunda. hadi bakalım.
akşam vakit kalırsa biraz yüzsem iyi olucak. elektriği alır.
12 Mart 2011 Cumartesi
Erdem Özsaycan 12.06.1985 - 10.03.2011
Yaşamanın bir mucize olduğunu söylerler hep. Bence ölüm de bir mucize. Korkunç bir mucize. Ortada hiçbirşey yokken, hiçbir işaret vermeden ansızın gelebiliyor ölüm. Aklınızın ucundan bile geçmezken bütün karanlığıyla hayatınızın orta yerine oturuyor ve sizi ele geçiriyor. Tanıdığınız, bildiğiniz, alıştığınız herşey tepetaklak oluyor, her gün yüzünü gördüğünüz kişi dünyadan bir anlık bir zaman diliminde siliniyor. Beraberinde birçok şeyi götürerek... Gerçeklikten uzak bir diyarda yapılan kötü bir şaka gibi geliyor ölüm. Düşünerek oturmuyor bildiğiniz dünyaya. Ölüm, anlaşılmamaya ve kabullenilmemeye mahkum, sadece zamanla alışılan bir varlık olarak hayatınızda yerini alıyor. Nitekim, zamanla alıştığınız ölüm değil, sevdiğiniz kişinin yokluğu oluyor.
Umarım mutlusundur olduğun yerde. Sen gitmeden sesini duyabildiğim, sana sarılabildiğim, gülen gözlerini görebildiğim için şanslıyım. Binlerce anımızı bıraktın geride, hiçbir zaman unutulmayacak hep sevgiyle anılacak onlar. Kalsaydın çok şeyler değiştirecektin, çok şeyler değiştirecektik birlikte... Şimdi biz sensiz, dağılan parçalarımızı toplamaya çalışıyoruz. Senin yokluğunda yaşamayı öğreneceğiz yavaş yavaş. İyiler bu dünyada fazla kalmaz derler ya, doğruymuş evet.
2 Mart 2011 Çarşamba
Yara Bandı
Blogger' a yasak geldi bugün, memleket şaşırtmaktan hiç vazgeçmiyor ki. Anlamadığım bir şekilde, değiştirilmiş DNS ayarlarıma rağmen şu saate kadar bloga giriş yapamıyordum. Bildiğim kadarıyla yasak da hala devam ediyor. Neyse.
Evde oturdukça oblomovlaşıyorum. Boş zamanın belli bir süre sonunda ne kadar verimsiz hale gelebildiğini görmek istiyorsanız benim gibi işinizden ayrılıp evde oturun. Son günlerde kendim için yaptığım en hayırlı şey yirmi yaş dişimi aldırmaktı. Alınması ayrı dert alınmaması ayrı. Ama çıkarabileceği sorunları gördükten sonra iyi ki aldırmışım diyorum. Yarın -hatta bugün- adliyede son değişimimi yapmam gerek ama gel uyku diyerek gelmiyor düzensizliğe alışmış bünyeye uyku. Gidip kitap okuyayım bari biraz, bakalım yarın sabah hangi surprize uyanacağız...
Evde oturdukça oblomovlaşıyorum. Boş zamanın belli bir süre sonunda ne kadar verimsiz hale gelebildiğini görmek istiyorsanız benim gibi işinizden ayrılıp evde oturun. Son günlerde kendim için yaptığım en hayırlı şey yirmi yaş dişimi aldırmaktı. Alınması ayrı dert alınmaması ayrı. Ama çıkarabileceği sorunları gördükten sonra iyi ki aldırmışım diyorum. Yarın -hatta bugün- adliyede son değişimimi yapmam gerek ama gel uyku diyerek gelmiyor düzensizliğe alışmış bünyeye uyku. Gidip kitap okuyayım bari biraz, bakalım yarın sabah hangi surprize uyanacağız...
25 Şubat 2011 Cuma
"Billy Billy Lee, ain't no fool, all the junkies think he's cool"
“O, herkesten gizlenmesi beklenen şeylerle ünlü olan ilk kişiydi. Geydi, uyuşturucu bağımlısıydı, yakışıklı değildi, karısını vurdu, kıç delikleri ve eroin hakkında şiirler yazdı...” John Waters
"William seemed to have a connection to everything. You see a movie like Blade Runner and then you find the phrase 'Blade Runner' came from him. The term 'Heavy Metal' is attributed to him." Patti Smith
Beat Generation 'ın temellerini atan adam olarak anılan ancak kendisini bir beat yazarı olarak tanımlamayan bir anarşist-keş-düzen karşıtı-katil. Beyefendi görünümünün altında hayatını döneminin tabularını yıkmaya adamış, kazara karısını öldürmüş (!), gay, içedönük ve o-kadar-yanlış ki-nerdeyse-doğru bir ruh. İleri yaşına rağmen beat kuşağına damgasını vurmuş Burroughs'un uyuşturucuyla olan yakın dostluğunu, silah tutkusunu, aşık olduklarını ve ona aşık olanları, Naked Lunch'ı, Allen Ginsberg ile ilişkisini ve daha birçoğunu Patti Smith, John Waters, Peter Weller gibi kendisini tanıma şansı yakalamış isimlerden dinliyoruz. Kelimelerin hiçbir zaman hissettiklerini anlatabilmenin yanından bile geçemeyeceğine inanan Burroughs, yanlışı, ayıbı, kötüyü ve günahı çırılçıplak masaya sererek koskoca bir akımın temelini oluşturma görevini kendisi kabul etse de etmese de sırtına alıyor.
WILLIAM S. BURROUGHS: A MAN WITHIN
"William seemed to have a connection to everything. You see a movie like Blade Runner and then you find the phrase 'Blade Runner' came from him. The term 'Heavy Metal' is attributed to him." Patti Smith
Beat Generation 'ın temellerini atan adam olarak anılan ancak kendisini bir beat yazarı olarak tanımlamayan bir anarşist-keş-düzen karşıtı-katil. Beyefendi görünümünün altında hayatını döneminin tabularını yıkmaya adamış, kazara karısını öldürmüş (!), gay, içedönük ve o-kadar-yanlış ki-nerdeyse-doğru bir ruh. İleri yaşına rağmen beat kuşağına damgasını vurmuş Burroughs'un uyuşturucuyla olan yakın dostluğunu, silah tutkusunu, aşık olduklarını ve ona aşık olanları, Naked Lunch'ı, Allen Ginsberg ile ilişkisini ve daha birçoğunu Patti Smith, John Waters, Peter Weller gibi kendisini tanıma şansı yakalamış isimlerden dinliyoruz. Kelimelerin hiçbir zaman hissettiklerini anlatabilmenin yanından bile geçemeyeceğine inanan Burroughs, yanlışı, ayıbı, kötüyü ve günahı çırılçıplak masaya sererek koskoca bir akımın temelini oluşturma görevini kendisi kabul etse de etmese de sırtına alıyor.
WILLIAM S. BURROUGHS: A MAN WITHIN
9 Şubat 2011 Çarşamba
ARTIK HERKES DERGİ YAZARI OLABİLİR
Together we make magazines! - Kısa bir süre önce keşfettiğim The Magger'la artık herkes birer dergi yazarı olabilir. Çok basit: Alttaki linke tıklayarak siteye giriyorsunuz ve paylaşmak istediğiniz bir mekan, keşif, düşünce kısacası hayata dair herhangi birşeyi "Magger Olun" kısmına tıklayıp açılacak olan formda anlatıyorsunuz. Yok ben almayayım diyorsanız da The Magger'a bakmak ücretsiz. theSpot, theShot, theFemme ve theMet okumanız, incelemeniz ve katkıda bulunmanız için The Magger'ın çatısı altında toplanmış dergiler. Tüm bunların dışında klasik otomobil meraklıları da düşünülmüş, reklam vermek isteyenler de. Bir göz atın, pişman olmazsınız.
7 Şubat 2011 Pazartesi
Bianet :: Defne Öldü, Sonra da Katledildi, Öldüğüyle mi Kalacak? - Bianet
Bianet :: Defne Öldü, Sonra da Katledildi, Öldüğüyle mi Kalacak? - Bianet
Okuyun, okutun. Hatta öncesinde Hıncal Uluç'un yazısını da okuyun. Ben en yakınlarıma anlatamıyorum acı ki, belki tanımadıklarım anlar.
6 Şubat 2011 Pazar
Blog Yazmak Bir Meslek Değildir
Pazar. Bahcesehir 3.cadde, Starbucks. Americano bile tam olarak beni ayiltamadi henuz. Yanlis anlamayin uykum oldugundan degil-sanirim Turkiye`de ozellikle haftasonlari disari cikip kalabaligin ortasinda olmaya hicbir zaman alisamayacagim. Uyusuyorum, icime donuyorum disarilara cikinca. Dort tarafim insanla cevrili; herkesin anlaticak bir hikayesi var. Soyle kiyida kosede iyi bir masa da bulamadim zaten. Tam karsimda ise luks ustu acik arabalar... Bahcesehir klasigi. Kim demis Turkiye`de siniflasma yok diye? Alan memnun satan memnun. Bir anlam bulmak icin etrafima bakiyorum ama basarisizim bu konuda da... Bagirarak konusanlar, kafelerde oturan insanlarin cevresinde dort donen dilenciler, kalem satan cocuklar, sandalyesinde kaykilarak oturup bet sesiyle ahkam kesen yeni yetmeler, kelimeleri yayarak konusan genc kizlar, kahve uzerine memleket meselelerini tartisan orta yas kesimi- hepsi sehrin kirk kilometre uzagindaki bu, bir zamanlar yesil ve havasi temiz simdiyse neredeyse herhangi bir Istanbul semtinden farki kalmayan Bahcesehirimizde mevcut. Arada dusunceli bir surat gorunce bakiyorum dikkatli, acaba o da mutsuzluguna bir anlam vermeye mi calisiyor yoksa aslinda sadece kafasinda o gun yapacagi islerle mi bogusuyor diye. Kimbilir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






